Babam, rüşvet ve yolsuzluklar

Bugünlerde hırsızlıktan, yolsuzluktan çok söz ediliyor ya, aklıma sıklıkla babam geliyor.

Babam kendisini bir Cumhuriyet çocuğu olarak tanımlardı, 1924 doğumluydu.

Ailesi zar zor geçindiği için bütün eğitim hayatını, kese kağıdı yaparak, havuz diplerini temizleyerek vs tamamlamış. Ankara Hukuk Fakültesini kazanarak yarım gün okul, yarım gün çalışarak -ki sanıyorum bu dönemde vekil öğretmenlik de yapmış- eğitimini bitirip askerliğini de tamamladıktan sonra savcılık yapmaya başlamış. O arada annemle de tanışıp evlenmişler.

Savcılık yapmaya sınır beldelerinde başlamış, Yayladağı, Yerköy, Samandağ, Nallıhan, Polatlı benim hatırladıklarım. Ben Nallıhan’da doğduğum için bütün savcılık hikayelerini kendisinden ve annemden duydum. Daha sonra Ankara’da yıllarca Hakim olarak çalıştı.

Konumuzla ilgisi olan hikayeler, babamın mesleğinde dürüst olmayı ne kadar ciddiye aldığı ve rüşvet olur diye sakındığı şeylerle ilgili. Aklımda kalanlardan bazıları:

Bu savcılık yılları sırasında, annemle babamın evinde neredeyse hiç eşya yokmuş. Bir yatak, iki teneke üzerine konulmuş tahtayla yapılmış bir sedir ve birkaç kilim. Babamın ise üzerine giyecek bir kat takım elbisesi var. Yani aşağıdaki hikayeler bu yokluk ortamında yaşanıyor.

Annem hamile olduğu için yan komşu kendi ağacından topladığı bir tabak meyveyi anneme vermek istiyor. Babam rüşvet olur, sonra karşılığını ister diye kabul etmiyor.

Yine annem hamileyken (bu arada bu küçük kasabalarda gezerken yıllar içerisinde 4 çocukları oluyor) canı balık istiyor, kalkıp İskenderun’a balık yemeye gidiyorlar. Her taraf mis gibi balık kokuyor, masaya oturuyorlar, babam kesesine göre bir şeyler bakarken onu tanıyan restoran sahibi ‘aman savcım ikramımız olsun deyince’, babam annemi kolundan tuttuğu gibi kaldırıyor ve balık yiyemeden gidiyorlar. Annem doğuma kadar bir daha balık yeme fırsatı bulamamış.

Bu anlatacağım olayda ben de varım, bir aile ziyaretinden taksiyle dönüyoruz gece geç vakit. Ben babamla ön koltukta oturuyorum, babamın huyudur hemen taksi şoförünün nereli olduğunu bilmeye çalışarak sohbete başlardı, yine aynı şekilde sıcak bir sohbet başladı, ben 7-8 yaşlarındayım, bir yandan onları dinlerken bir yandan da taksinin ön camının iç kısmına yapıştırılmış küçük bir Ankara keçisiyle oynuyorum. Sohbet koyulaşıp şoför babamın Yargıtay hakimi olduğunu öğrenince, babama bir davaları olduğunu ve uzun süredir cevap alamadıklarını söyledi ve nazik bir şekilde yardım istedi. Babam da sen Yargıtay’a gel ben seni katiplere göndereyim baksınlar durumunuz neymiş dedi. Sonunda eve vardık, babam parayı ödedi taksi şoförü, ‘amca kızınız bu keçiyi çok sevdi alsın oynasın’ dedi. O anda babam öyle bir kıyamet kopardı ki anlatamam, keçiyi aldığı gibi taksinin içine fırlatıp, sen bana rüşvet mi teklif ediyorsun, görünme bir daha gözüme deyip bağırıp çağırarak kapıyı hırsla kapattı. Adamcağız ne dil döktüyse her dediği babamı daha çok sinirlendirdi, hepimiz çok gergin bir şekilde eve geldik. Kendimi suçlu hissettiğimi hatırlıyorum.

Ankara’da Yargıtay’da çalıştığı sırada arazi davalarında raportör olarak da çalıştı ki bildiğiniz gibi rantın kaynağı olan yerler. Eve öyle bir sinirle gelirdi ki bazen, hırsından ne söylediğini bilmezdi. Çok kere Yargıtay koridorlarında rüşvet teklif eden kişileri, avukatları kovalamış ve hatta bir keresinde birini yakasından tutup dövmeye kalkmıştı.

Babam böyle dürüst kalmak için savaşırken, kendi annesine yardım eder, kardeşinin eğitimine yardımcı olur, dört çocuk büyütür. Doğal olarak sürekli bir para sıkıntısıyla geçti ömrü. Borçtan hiç kurtulamadı, ne bir evi ne bir arabası oldu bütün çalışma hayatınca. Hepimiz evlenene kadar da emekli olmaktan korktu, ya avukatlıktan para kazanamazsam diye.

Bütün çocuklarını evlendirince emekli oldu ve avukatlığa başladı. Birinci dereceden emekli bir hakim olarak emekli ikramiyesi hiçbir şeye yetmedi, ne borçlarını kapatabildi ne de ev alabildi. O zamanlar banker devriydi ve ısrarlara dayanamayıp parasının büyük bir kısmını yatırdı, Kısa bir süre sonra banker battı ve babam emekli ikramiyesinin büyük bir bölümünü kaybetti.

Geri kalan kısmını da daha önce kendisine çok yardımcı olan bir arkadaşı iş kuruyordu ve ona faiziyle geri ödeyeceğini söylediğinden ve kendisini ona borçlu hissettiğinden ona verdi. Kısa bir süre sonra o paradan da umut kesildi.

Avukatlıktan para kazanmaya çalışan babam, kimden ne para isteyeceğini hiç bilemedi. Birçok davadan da parasını bile alamadı. Ama gene de hakimlikten kazandığı paradan daha fazla para kazandı. Borçlarını ödedi. Bütün borçlarını ödeyip bitirdikleri gün annemleri ziyarete gitmiştim. Annem çok mutluydu o gün, öyle bir şey söyledi ki bir yumruk gibi boğazıma yerleşti, anneme beli etmedim. Annem, ‘Yıllardan sonra ilk defa pazardan para hesabı yapmadan alışveriş yaptım’ dedi. Yüzünde güller açıyordu, mutlulukla, gururla gülümsüyordu.

Avukatlık yaptığı sırada babam bir gün eve geldiğinde omuzları düşmüştü, kızgındı ama daha çok üzgündü. Nasıl olur, nasıl olur bu diyordu. Baktığı davaya giren hakim babamdan rüşvet istemiş! Ne yapsaydım, hakimi mi dövseydim dedi. Gözündeki yaşı gördüm babamın.

Babam çok mütevazi bir ev alacak kadar para biriktirince avukatlıktan da emekli oldu. İlk defa bir evi vardı artık ama sadece bir sene yaşadı ve noktayı koydu.

Bize miras ne bıraktı babam biliyor musunuz?   Dürüstlüğünü, onurunu.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder