Dışarıda yavaş yavaş kar yağmaya başlamıştı, huzurlu bir
sessizlik karla birlikte seriliyordu her yere. Gri gökyüzü ışıklı bir beyazlığa
bürünüyor ve havayı ılıtıyordu. Bütün bu hazırlıkların yoğun bir kar yağışına
dönüşeceği çok belliydi. Havayı içine çekti, işte bu dedi içinden, yaşamak bu
işte. Bir yandan gülümsüyordu.
Telefon çaldığında hemen yerinden zıplayıp açtı Okan’dı
arayan. Dışarıda kar yağıyor gördün mü? Hadi sokakta buluşalım, Tülay da
burada. Hadi dedi Seçil, birden içi içine sığmadı. Koşmak istedi öyle olduğu
gibi. Hadi Galip kalk sokağa kar oynamaya çıkıyoruz, Okan aradı. Her zamanki
gibi hiçbir soru sorulmasına gerek bırakmayıp bütün detaylarıyla konuşmanın
içeriğini nedenini, sonucunu bir nefeste anlattı. İçinden Galip’in ne kadar
üşendiğini hissetti ama anlamazlıktan geldi. Onun da ne kadar hoşlanacağını ve
canlanacağını biliyordu.
Uçmaya başladı içinden, karla oynadığı bütün zamanların
sevinci içinde birikiyordu, taştı taşacak, hadiii, beklerler şimdi. Sözleriyle Galip’i
çekiştirmeye başladı. O zamanlar bu isteksizlikle mücadele onu bezdirmezdi.
Hemen hazırlandıktan sonra en az on beş kere dışarıya
bakarak iç geçirdi, karnındaki karıncalar, kelebekler, harikulade bir duyguyu
uyandırıyordu içinde, aşkın tadı vardı. Hiç kaçırmak istemiyordu bu adrenalin
tadındaki heyecanı. Ahh ne güzel bir gün! O gün Pazar günüydü ve bundan acayip
keyif alıyordu. İşte karın mucizesi.
Dışarı çıktıklarında Okan’ı ve Tülay’ı göremediler. Aaa
nerede bunlar diye söylendi. Galip içinden kim bilir ne geçirdi ama Seçil’in
lüzumsuz yere telaş ettiğini düşündüğü çok belliydi. Ben gidip onları
çağırayım. Hemen hızla yokuşu tırmanmaya başladı, kalbi nasıl da çarpıyordu,
kendini bir anda arkadaşlarını sokağa oynamaya çağıran bir çocuk gibi hissetti.
Yeniden keyifle gülümsemeye başladı.
Acaba diye düşündü, acaba bugün de o gün gibi güzel
olacak mı? Yıllar öncesine gitti, bütün varlığıyla kafasında yeniden yaşadı o
karlı günü. Fakültede dersteyken kar dışarıda bütün hazırlıklarını bitirip
yağmaya başlamış ve her yeri kaplamıştı. Gene böyle içi içine sığmamıştı. Üst
sınıftan arkadaşlarının dersten çıkışını sabırsızlıkla beklemişti. Kar oynamak
istiyordu onlarla, hissediyordu, çok güzel bir oyun olacaktı. Aradaki
soğukluklar ve uzaklıklar kara karışıp yok olacaktı. Gidip onları dersten
çıkarmıştı. Onların isteksizliğinden biraz içi burkulmuştu ama karın büyülü
sarhoşluğu ile hemen deliler gibi oynamaya başlamışlardı.
Kendini yerden yere
atıp karları havaya fırlatıyordu. Metin’in içine kar doldurdu, intikam alma
oyunu herkese bulaştı bir anda yedi kişinin deliler gibi karlarda yuvarlanmasını
diğer öğrenciler imrenerek seyrediyordu. Guruba dışarıdan birkaç kişi katılmaya
çalıştı, ama her zamanki gibi yedi kişilik grup bir yumak olmuş, çığlıklar
atarak eğlenmenin ne olduğunu gösteriyordu adeta.
O kar savaşının sonrasında fotoğraf çektirdiler, herkes
ıslak, perişan ama yüzlerinde kocaman bir gülümseme ile. O gün Gündüz’ün büyük
bir içtenlikle kendisini ne kadar sevdiğini söylediğini hatırladı. O da onu çok
seviyordu, coşkuyla birbirlerine sarıldılar. Seneler boyunca o fotoğraf aynı mutluluğu yaşattı ona. Nasıl da güzel
gülüyorlardı fotoğrafta.
Okan kapıyı açtığında, ne güzel yağıyor değil mi kız
dedi. Ethem ve Cemal’i de çağırdım geliyorlar. Hadi dedi Seçil biz
çıkalım onlar da gelirler, Galip dışarıda bekliyor. Tülay ağzı kulaklarında
geldi, kelebekler gibi uçuyordu gene. Ona baktıkça Seçil’in içi
açılıyordu.
Dışarıda yavaş yavaş oynamaya başladılar, herkes
geldikten sonra kaymaya ve karın zevkini her yoldan çıkarmaya başladılar. Gece
saat sekize kadar sokakta kalıp kendilerini perişan edene kadar oynadılar. Okan
hadi bana gidelim dedi. Zaten herkes oraya gidileceğinden o kadar emindi ki,
biraz şaşırarak oldu dediler.
Evde bütün perdeleri açarak dışarıda yağan karı seyrettiler,
bir yandan Fikret Kızılok dinlerken, içkilerini içiyor, şarkı söylüyor, arada
bir laflıyor, sigaralarını tüttürüyorlardı. Huzur yorgunlukla karışmış, alınan
zevkin kıvamını zenginleştiriyordu. Öyle mutluydu ki gözleri yaşarıyordu dışarı
bakarken. Seçil taa içinden bu geceyi de hiç unutmayacağını biliyordu. Böylesine
bir keyfi nasıl unutur ki insan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder