Muhteşem Öksüzcü

Bir soğuk kış gecesinde sokakta yürürken eskilerden konuşuyorduk. Çocukluğumun en renkli kişilerinden biri, adı gibi muhteşem olan Muhteşem Öksüzcü’yü anlatıyordum.

Anılar ben anlatırken bile çok canlı ve sıcaktı. Anlattıkça anlatıyordum ve özlüyordum. 

Usulca çocukluğumun geçtiği bardacık sokakta yürümeye başladık. Sokağın başladığı köşede kırtasiye dükkanı, içinin kokusu hala burnumda. Köşedeki gemi gibi ev, onun karşısındaki güzel apartman, aşağıya doğru iniyoruz sağlı sollu apartmanlar ön bahçelerinde çiçekler, oyun aralarında tohumlarını topladığımız akşam sefalarını hatırlıyorum, minicik el bombalarına benzerdi tohumlar.

Yaz gecelerinde sokakta oynamanın tadı başkaydı, kuzenlerim de bizim sokağa gelirdi oynamak için. Sokağa çıkmadığımız akşamlarda balkondan balkona yapılan sohbetler, gülüşmeler, oyunlar. Bütün sokağın çocukları birbirimizi bilirdik, apartmanda yaşayan herkes büyük bir aile gibiydi.

Bizim apartmanda yirmi aile yaşıyordu. Yirmiler apartmanı herkesin apartmanından başka bir uyuma neşeye sahipti, bunun bir nedeni vardı. Bizim muhteşem bir sakinimiz vardı, heybetli, neşeli, gönlü bol, birleştirici, sevgi dolu, renkli ve tok sesli Muhteşem amcamız.

Karnemi aldığımda ilk ona giderdim göstermeye, elini öpmeye. Evlerinin kapısı her zaman açıktı, gelenin gidenin hesabı yok. Sanatçılar, TRT’den çalışanlar, apartman sakinleri gelenlerden benim tanıdıklarım. Mevhibe teyze, Ulcay abla ve emektar bacı sürekli bir şeyler ikram eder misafirlere.

Eşyalar çok zevkli ve sadeydi, sanki bir eski zaman evi gibiydi. Ve adına yaraşır bir çalışma odası vardı Muhteşem amcanın. Tatlı bir sıcaklık, hoş loş bir ışık, zarif bir masa ve bolca kitap. Kendisinin kokusu mu odaya sinmişti, odanın kokusu mu ona sinmişti bilmiyorum, ama çok güzel kokardı.

Bahçeye bir çınar ağacı dikmişti, bu çınar Pınar (torunu) için, o büyüdükçe bu çınar da büyüyecek derdi. Bayram günlerinde arka bahçede çardağın altında bütün apartman toplanıp bayramlaşırdı. Apartman çocukları çok ses yaptığında o tok sesiyle bağırıp hepimizi sustururdu. Apartmanın içerisinde onun sesinin nasıl yankılandığını hatırlıyorum.

İlkokul diplomamı götürdüğümde babama ve bana bu kız büyüyüp yuvadan uçma zamanı geldiğinde de ilk bana gelecek tamam mı demişti.

İşte o gece, bütün bu kokular ve anılar içimde kapılarını çaldık. Bizi görünce ne kadar şaşırdıklarını tahmin edebiliyorum. Yıllar geçmişti, birbirimizi hiç görmemiştik. Biz geldik dedim, evlenmeden önce sizinle tanıştırmak istedim müstakbel eşimi. Gözlerden bir hüzün geçti.

Her zamanki gibi zarif Mevhibe teyze ve Ulcay abla ile uzun uzun konuştuk ve Muhteşem amcayı hatırladık. Konuşmalar gözlerimizde yaş, boğazımızda yumruk oluyordu. Çalışma odasını hiç unutmadığımı söyledim, gelin gösterelim dediler. Birbirimize baktık.

Odanın kapısı açıktı, nefesim tutuldu. Oradaydı işte, masa lambasının o sarı sıcak ışığı yanıyordu, kokusu oradaydı. Şimdi o tok sesiyle bana seslenecek gibiydi. Gözlerime inanamadım, Muhteşem amca sanki az önce odadan çıkmış gibiydi, oda aynen duruyor ve yaşıyordu. Muhteşem amca kokusuyla hala o odadaydı. Her şey yerli yerinde ve yaşanmışlığın hafif dağınıklığıyla aynen duruyordu.

Bacaklarım titriyordu konuşamadım, şaşkınlık içerisinde odadan çıktık sarıldık ve vedalaştık.

Evden çıkıp merdivenlerden inmeye başladık, ikimiz de susuyorduk. Apartmandan çıktığımızda, ilk konuşan o oldu. Bu nasıl bir şeydi ya, sanki zaman tüneline girdik dedi. Hiç tanımadığım halde kendisini o odada hissettim dedi.

Anıların yerini Muhteşem amcanın varlığı almıştı, hiç yok olmayacak varlığını içimizde hissederek yürümeye devam ettik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder