Ahmet Kaya

1986 yazı - Bodrum. 75 haneli Dağbaşı köyünden dönmüşüz, mecburi hizmet için bulunduğumuz o iki senede, gazete ve televizyon olmayan o köyde yılların acılarından, cinnetinden biraz sakinleşmiş, yeni acılarımızı eklemişiz üzerine. Hafiften köyden indim şehre duygusundayız. Her yer araba, her yer insan, biz ürkek.

Kalabalıkta el ele tutuşmuş yürümeye çalışıyoruz. Aniden bir müzik dağılıyor kalabalığa. Sözleri süzülüp geliyor kulağımıza, müzikten çok sözleri geliyor. Yol ortasında aniden duruyoruz. İkimizin de kafası hafif yukarı dönük, sağa sola çevirerek sesin geldiği yeri bulmaya çalışıyoruz. Gözümde yaş.

Hani yurt dışında yaşarsınız da, feci bir gurbet duygusu kaplar sizi. Memleketten ne bir koku, ne bir ses, ne bir tat vardır çevrenizde. Sonra birden birisinin Türkçe konuştuğunu duyarsınız ya da bir yerden bir türkü çalınır kulağınıza, heyecanla çarpar kalbiniz. İşte öyle bir durumdaydık, 1980’den altı yıl sonra sokakta bir ses ‘Beni burada arama anne…’ diyordu.

Dünyadan ve her şeyden uzak, o iki senenin ardından biz ilk defa Ahmet Kaya’yı duyuyorduk, Bodrum’da bir gece sokağın ortasında.

Nevzat Çelik’in sözleri bize orada ulaşmıştı. O sokakta bu sözlerin geldiği yeri bulup bir tane Ahmet Kaya kaseti almıştık. Bize bir umut olduğunu hatırlıyorum.

Ahmet Kaya’nın müziğinin içli ve samimi bir müzik olduğunu ama arabeske teslim olduğunu düşündüm hep. Buna rağmen seçtiği sözleri kalabalıklara duyurduğu ve umut olduğu için hep minnettar kaldım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder