Hepimiz gençtik, çok gençtik, bir gezi var dediler başka bir üniversite
düzenliyormuş. Bizi de çağırdılar. Biz nasıl yorgunuz, başımızı kaldırmadan
ders çalışıyoruz, bir küçük bilgisayarda program yapmayı öğreniyoruz, üstümüze
vazife değilken bir de. Öğrenciyiz paramız pek yok, beslenme minimum düzeyde,
uyku var ile yok arası. Dersler hızını almış, sınavlar yakın, son ödevler
yolda.
Gezi Yedi Göllere, hiç gitmemişim o güne kadar, bir daha da gitmedim ya, neyse. Gidelim dedik ama önceden uyardım arkadaşlarımı, benden öyle yürümemi,
hoplamamı filan beklemeyin bak, dinlenmeye gidiyorum. Otururum bir ağacın
altına uyurum ben.
Otobüse bindik, pek tanımıyorum otobüsteki öğrencileri. Tanıdığım kişilerin
sayısı üçü beşi geçmez. Eğlenceli çocuklar, bense mağaradan çıkmış insansı bir
haldeyim, izliyorum onları gülümseyerek. Başka bir dünyaya girmişim aniden,
tersim dönmüş.
Şarkılar söyleniyor otobüste, şakalar, gülmeler, takılıyorum
biraz onlarla şakalara. Sonra bir tanesi çıkıyor bir sanat müziği şarkısı söylüyor, çok
da güzel söylüyor, ısrar ediyorlar devam et diye ona.
Yere oturuyor, gözlerini kapatıyor, başlıyor Veda Busesi'ni söylemeye. Bütün
otobüs ıssız onu dinliyoruz, söyledikçe duygulanıyor, sanki şarkıyı değil
kendisini söylüyor. Bir meyhane havası var şimdi otobüste, herkese efkar basıyor.
Hiç sevgilisinden ayrılmamışlar, hatta hiç sevgilisi olmamışlar bile ürperiyor.
Bitince bir alkış kopuyor, bi daha, bi daha diye bağırıyor herkes. Gözünde
yaş, yüzünde gülümseme, yeniden başlıyor duygusunu haykırmaya. Kaç kere
dinledik o gün bu şarkıyı bilmiyorum ama eminim herkes söyleyip durdu kafasında
bütün gün.
Sonunda Yedi Göllere vardık, çok sakin ve güzeldi gerçekten. Biraz yürüyüp
göl kenarında bir ağaç altı buldum kendime. Yere bir şeyler serip uyunacak bir yer yaptım. Yemek filan diye uyandırmayın beni, bırakın uyuyayım, ben
kalkarım uyanınca, diyerek kitabımı elime alıp uzandım.
Ağaçlardan sızan ışıkların ve gölden gelen yansımaların gevşetici etkisi
ile kitaba dikkatimi veremedim, uzun uzun ışıkların oynaşmalarını izledim.
Tuhaf bir meditasyon etkisi oldu bende bütün bunların, aklımı her şeyden uzaklaştırmış,
havayı kokluyor, gözlerim nereye baktığını bilmeden yaprakların arasında
geziniyordu. Ne zaman uyudum bilmiyorum.
Ne zaman uyandığımı da bilmiyorum. Birileri veya bazı sesler uyandırdı.
Biraz şaşkın ve nerede olduğumu pek çıkaramadan kalkıp onlarla biraz yürüdüm
galiba, sonra yine otobüse bindik dönmek üzere.
İçimde müthiş bir huzur ve dinlenmişlik duygusuyla yerimi aldım. Dönüş
yolunda herkes yorgundu, kendi aralarında mırıltı halinde konuşuyor ya da
uyuyorlardı.
Pencereden akan akşam güneşiyle daha da güzelleşen doğayı izliyorum, yüzümde
huzurlu bir gülümseme. Ağaçların yapraklarına, güneşin rengine bakarken sordum
yanımda oturan eşime, hangi mevsimdeyiz şimdi biz, diye. O da ilkbahar dedi doğal
bir halde. Sonra nasıl yani bilmiyor musun hangi mevsimdeyiz, dedi bana. Birden
çıkaramadım dedim ona.
Biraz sustuk, sonra bana dönüp ya nasıl çıkaramadın hangi mevsimde
olduğumuzu, diye sordu. Yavaşça sinirlenmeye başladığımı hissettim, ne vardı ki
bunda, bilemedim işte, ilkbahar da olabilir sonbahar da, ara bir mevsim gibi
görünüyor doğanın görünüşünden, dedim. Hangi yıldayız, onu biliyor musun peki
dedi bana gülerek, tam ağzımı açıp tersleyecekken, hangi yılda olduğumuzdan emin
olamadığımı fark ettim. Sessizce cevap vermeye çekinerek ona bakıyordum. Bana
kaç senesinde olduğumuzu söyledi.
Eşim ciddileşti bu defa, sen kaç yaşındasın söyler misin bana, dedi. Kaç
yaşımda olduğumu da bilemediğimi fark ettim. Bu defa biraz şaşırmıştım,
bilmiyorum onu da bilemedim dedim sahi ben kaç yaşındayım ya. Doğum tarihini
hatırlıyor musun dedi, onu hemen cevapladım. O zaman çıkar bu seneden dedi
bana.
Bana hangi yılda olduğumuzu söylemişti ama bir türlü kafamdan hesaplayıp
çıkartamıyordum yaşımı. Hem sinirlenmiştim hem de ne olduğunu anlayamıyordum
bir türlü. O güne kadar kafadan hesap yapmakla övünürdüm ama yaşımı
hesaplayamıyordum işte Sonunda hesapladım, yanlış hesapladın dedi bana.
Artık ağlamaya başlamıştım, ne oldu bana niye bilmiyorum ben yaşımı deyip
duruyordum. Sakin ol dedi bana, sakin ol. Belki dinlenince duruldu kafan ve
hala uyuyor gibisin, geçer belki birkaç saate kadar.
İçimizde huzursuzluk ve telaş eve vardık. Konuşmada da zorlanıyordum,
kelimeleri bulamıyordum. Sabahı zor ettik ve ilk iş hastaneye gittik ertesi gün.
Doktor önce bizi bir güzel haşladı, tıp okumuş insansınız, kafanız bu kadar
yorgunken birden bire böyle durulur mu, bilmiyor musunuz siz, dedi. Sürmenaja
benziyor dedi kısaca.
Sonra bana dönüp, sen sakin olacaksın dedi. Ben, nasıl sakin olayım 15 gün
sonra sınavlar başlıyor, kelimeleri bile bulamıyorum konuşurken, dedim. Doktor, ben sana
bir ilaç vereceğim o seni sakinleştirecek, sen konuşurken olanlara takılma, her zamanki gibi dersine çalış ve sınavına gir, bu durum sınavlarını
etkilemeyecek, dedi. Bundan sonra da hiçbir zaman bu tempoda çalışırken aniden durmayacaksın,
esasen bence sen hiç durma dedi, bu tempoda olmasa bile sürekli çalış, diyerek beni yatıştırmaya çalıştı.
O bir ayı geçirmek çok zor oldu, insanlarla konuşmaktan kaçınıyordum, kelimeleri
bulamamak beni panikletiyordu. Sınavlarda hiçbir sorun olmadı gerçekten,
sınavda yazarken kelime bulamama sorunum yoktu, otomatik yazıyordum.
Sonraları yavaş yavaş geçmeye başladı bu durum ama bazı şeyler yer etti bir
süre daha. Uzunca bir süre de doktorlara gitmeye çekindim, çünkü kaç yaşımda olduğumu bir
türlü çıkaramıyordum sorduklarında. Birkaç kez ağlayarak kaçtığımı
hatırlıyorum. Hep yanlış bildiğim yaşlar geliyordu aklıma, doğrusunu hatırlayamıyordum. Bugün bile bazı şeyler kaldı düzelmedi, örneğin hala eskisi gibi kafamdan hesap yapamadığımı düşünüyorum.
O günlerden bu yana ne zaman çalışma tempomu yavaşlatsam benzer sorunlar
çıkıyor, yani bana tatil yaramıyor anlayacağınız. Bir şekilde kafamı bir şeyle
oyalamam gerekiyor, bilmece çözme merakım oradan geliyor sanırım. Hiçbir şey
yapamıyorsam bilmece çözüyorum.
Veda Busesi şarkısını ne zaman dinlesem, şarkıyı haykıran adını bile
bilmediğim o tıp öğrencisi, Yedi Göller ve bu hallerim gelir aklıma ve
çalışırım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder